
Başlamak kolay değilmiş. 10 ay önce oluşturduğum blog sayfası, cadde kenarında, camındaki kiralık yazısı indirilmiş ve gazete kağıtlarıyla kapatılmış (yeri güzelse hemen açıkhava mecrası olarak tutulur veya afişler mezarlığı olurdu) ve açılış tadilatı sonsuza kadar sürecek gibi gelen bir dükkana dönmüştü.
Belki de (bari bu konuda) çok fazla mükmelliyetçi olmamak gerek. Sadece yazmak gerek.
Bundan sonrası artık daha önemli biliyorum. Çocuk doğdu, beslemek gerek.
Bugün başlıyorum, ve başlangıcımda bana çok sevgili Ayn Rand destek oluyor. Ona da buradan en güzel dileklerimizi gönderiyoruz :) "Atlas Shrugged"'ın ikinci bölümünden hoşuma giden, paranın felsefesinin derinliklerine inen bir bölüm. Duvarlar kırıyor, üretmekle ilgili motive ediyor ve sanırım üzüyor. Ama en önemlisi durup düşünmemize izin veriyor. İşte bunu seviyorum.
Hepsini yazmak istediğim kısım çok uzun, sıkılmayın diye biraz keserek yazıyorum.
Paranın saflığını kaybettiren tüm karakterlere gelsin;
"...Demek paranın her kötülüğün kaynağı olduğunu düşünüyorsunuz. Peki paranın kökünün ne olduğunu hiç sorguladınız mı? Para bir mübadele aracıdır. Ortada değiş tokuş edilecek ürünler, onları üretecek insanlar olmazsa, para da var olamaz. Para aslında, birbiriyle iş yapmak isteyen insanların değere karşı değer verme ilkesinin maddi biçimidir. Ürününüzü gözyaşları karşılığında isteyen mızmızların, ya da onu elinizden zorla alan yağmacıların aracı değildir para. Onu ancak üretebilen insanlar mümkün kılmıştır.
Çabalarınıza dair para kabul ettiğinizde, başkalarının çabalarından doğmuş ürünler karşılığında onu elden çıkaracağınıza dair bir taahhütte bulunmuşsunuz demektir. Paraya değer katanlar, mızmız yağmacılar değildir. Okyanuslar dolusu gözyaşı olsa, dünyadaki tüm silahların toplamı olsa, yine de cüzdanınzdaki kağıtları ekmeğe dönüştürüp yarın sağ kalmanızı sağlamaz...
...Para sizden, zaaflarınızı insanların aptallığına satmanızı değil, istidatlarınızı insanların aklına satmanızı ister, sunulanların en berbatlarını değil, parayla alınabileceğin en iyisini almanızı sağlar. Ve insanlar ticaretle yaşamaya başlayınca ve nihai karar mercii kuvvet değil mantık olunca, kazanan hep en iyi ürün, en iyi performans, insanoğlunun en iyi kararları ve en üstün yetenekleri olur; esasen insanın verimliliğinin derecesi de, aldığı ödülün derecesini belirler. Aracı ve simgesi para olan varoluşun kuralı budur. Siz buna mı kötü diyorsunuz?
Para ne istediğini bilmeyen insana mutluluk satın almaz. Değer bilmeyene bir değerler kodu vermeyeceği gibi, ne arayacağına karar vermekten hep kaçınmış birine de bir amaç sunamaz. Para budalalara akıl satın alamayacağı gibi, korkaklara alkış, beceriksize saygı da sağlayamaz. Yargılarının yerine parasını kullanarak kendinden üstün olanların beyinlerini satın almaya kalkışsna insan kendinden altta olanların kurbanı durumuna düşer. Akıllı insanlar onun yanından kaçar, çevresine yalnız hilekalarla sahtekarlar toplanır, bunu sağlayan da kendisinin henüz keşfedemediği bir kanuno lur... o kanun, hiç kimsenin kendi parasından küçük olamayacağı kanunudur. Siz bu nedenden ötürü mü buna kötü diyorsunuz?..."
Belki de (bari bu konuda) çok fazla mükmelliyetçi olmamak gerek. Sadece yazmak gerek.
Bundan sonrası artık daha önemli biliyorum. Çocuk doğdu, beslemek gerek.
Bugün başlıyorum, ve başlangıcımda bana çok sevgili Ayn Rand destek oluyor. Ona da buradan en güzel dileklerimizi gönderiyoruz :) "Atlas Shrugged"'ın ikinci bölümünden hoşuma giden, paranın felsefesinin derinliklerine inen bir bölüm. Duvarlar kırıyor, üretmekle ilgili motive ediyor ve sanırım üzüyor. Ama en önemlisi durup düşünmemize izin veriyor. İşte bunu seviyorum.
Hepsini yazmak istediğim kısım çok uzun, sıkılmayın diye biraz keserek yazıyorum.
Paranın saflığını kaybettiren tüm karakterlere gelsin;
"...Demek paranın her kötülüğün kaynağı olduğunu düşünüyorsunuz. Peki paranın kökünün ne olduğunu hiç sorguladınız mı? Para bir mübadele aracıdır. Ortada değiş tokuş edilecek ürünler, onları üretecek insanlar olmazsa, para da var olamaz. Para aslında, birbiriyle iş yapmak isteyen insanların değere karşı değer verme ilkesinin maddi biçimidir. Ürününüzü gözyaşları karşılığında isteyen mızmızların, ya da onu elinizden zorla alan yağmacıların aracı değildir para. Onu ancak üretebilen insanlar mümkün kılmıştır.
Çabalarınıza dair para kabul ettiğinizde, başkalarının çabalarından doğmuş ürünler karşılığında onu elden çıkaracağınıza dair bir taahhütte bulunmuşsunuz demektir. Paraya değer katanlar, mızmız yağmacılar değildir. Okyanuslar dolusu gözyaşı olsa, dünyadaki tüm silahların toplamı olsa, yine de cüzdanınzdaki kağıtları ekmeğe dönüştürüp yarın sağ kalmanızı sağlamaz...
...Para sizden, zaaflarınızı insanların aptallığına satmanızı değil, istidatlarınızı insanların aklına satmanızı ister, sunulanların en berbatlarını değil, parayla alınabileceğin en iyisini almanızı sağlar. Ve insanlar ticaretle yaşamaya başlayınca ve nihai karar mercii kuvvet değil mantık olunca, kazanan hep en iyi ürün, en iyi performans, insanoğlunun en iyi kararları ve en üstün yetenekleri olur; esasen insanın verimliliğinin derecesi de, aldığı ödülün derecesini belirler. Aracı ve simgesi para olan varoluşun kuralı budur. Siz buna mı kötü diyorsunuz?
Para ne istediğini bilmeyen insana mutluluk satın almaz. Değer bilmeyene bir değerler kodu vermeyeceği gibi, ne arayacağına karar vermekten hep kaçınmış birine de bir amaç sunamaz. Para budalalara akıl satın alamayacağı gibi, korkaklara alkış, beceriksize saygı da sağlayamaz. Yargılarının yerine parasını kullanarak kendinden üstün olanların beyinlerini satın almaya kalkışsna insan kendinden altta olanların kurbanı durumuna düşer. Akıllı insanlar onun yanından kaçar, çevresine yalnız hilekalarla sahtekarlar toplanır, bunu sağlayan da kendisinin henüz keşfedemediği bir kanuno lur... o kanun, hiç kimsenin kendi parasından küçük olamayacağı kanunudur. Siz bu nedenden ötürü mü buna kötü diyorsunuz?..."
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder