13 Mart 2010 Cumartesi

McKinsey Dünya Başkanı Ian Davis'den liderlik - 1




Geçtiğimiz haftalarda Sabancı Üniversitesi MBA Kulübü ve Yönetim Bilimleri Fakültesi'nin birlikte düzenlediği "Yöneticilerle Söyleşiler" etkinliğindeydim. Emirgan'daki Sabancı Müzesi önemli konuklarından birini ağırlıyordu. Dolayısıyla içeri girdiğimde karşılaştığım kalabalık aynı ölçüde fazlaydı. 2 Senelik Sabancı MBA Kulübü görev sürecim boyunca gördüğüm en kalabalık "Yöneticilerle Söyleşiler" etkinliğiydi diyebilirim.

Sayın Güler Sabancı Davos'da tanışmış Ian Davis ile. Sohbet koyulaşmış, dostluk ilerlemiş. Güler Sabancı da kendisine "Kesinlikle Türkiye'ye gelip Sabancı Üniversitesi öğrencileriyle bir araya gelmen gerek" teklifinde (aslında pek teklif değil, hele ki Güler Hanım'ın mizacını ve ses tonunu göz önüne getirirseniz:) bulunduğunda memnuniyetle kabul etmiş Ian Davis.

Fuaye alanına ilk girdiğimde uzun boyuyla göze çarpan ve etrafına öğrencilerin toplandığı, onlarla hararetli bir şekilde sohbet eden güleryüzlü insanın Ian Davis olduğunu hemen anladım.

Kendisi gerçekten çok mütevazi, konuşkan, pozitif bir insan. Benim kendisiyle yaşadığım 1,5 saatlik deneyimden çıkarımım bu en azından.

Çok geçmeden Güler Hanım'da geldi. O da öğrencilerle sohbete başladı. Farklı şirketlerden birçok executive o akşam ordaydı. Bu "interaction session"'dan mümkün olduğunca faydalanmaya çalıştı öğrenciler.

Konuşmaya gelirsek. Başlık "Leadership in business" idi. Fakülte dekanımız sözü Ian Davis'e bıraktı. Çok samimi, güleryüzlü ve esprili başladı Ian Davis konuşmasına. Önce tüm o alçakgönüllülüğüyle kendi geçmişinden bahsetti.

Sayın Davis kariyerine bir kağıt şirketinde başlamış. Üstelik şans eseri. Bir şekilde kendini şirketin içinde bulmuş. "Öncesinde ciddi bir iş deneyimim yoktu" diyor. Bu şirkette satış, pazarlama ve planlama gibi farklı bölümlerde rol almış. "Daha sonra ne olduğunu anlamadan kendimi McKinsey'de buldum, ve henüz cash flow'un ne olduğunu bile bilmiyordum" diyor Ian Davis.

İlk olarak Consumer Products ve Retail sekörlerine danışmanlık yapmış. "Service Business ve Private Partnership" konularında danışmanlık yapmaktan ayrıca keyif aldığını da ekledi.

Hoşuma giden bir konu vardı. "Başarı ve Başarısızlık - neye göre kime göre?" Ian Davis bu konu hakkında önemli vurgular yaptı. "Bir insan/yönetici iyi bir lider olabilir, ancak sonunda başarısız da olabilir bu tamamen toplumun ve iş dünyasının ölçüleri çerçevesinde değerlendirilir."

Çok haklı Ian Davis. Bugün baktığımızda; en küçük liderlik hikayesinden en büyüklerine kadar, bir çok "lider" gruplara iyi liderlik yapmış olabilir çünkü liderlik özünde şudur: "to be able to lead people whereever you want them to go, upon your beliefs". Ancak sürecin sonunda, gerek toplum gerekse lead edilen insanlar memnuniyet duymayabilir sonuçlardan ve lideri "başarısız" olarak tanımlayabilir. Ancak o kişi liderlik "sürecini" başarıyla bitirmiştir. Çünkü insanları "lead" edebilmiştir. İşte bu noktada lider ruhlu ve düşünce yapısına sahip insanların şapkalarını önüne koymaları gerekiyor. Sadece lider olmak yetmez. Liderlik vasıflarına sahip olmak yetmez. İyi lider öngörülü bir şekilde, toplumsal ve iş çevresi ölçütlerinde başarılı olarak adlandırılacak sonuçlara da ulaşabilmek hedefini göz önünden kaybetmemlidir.

Ian Davisi, "Effective Leader"'ı 5 özellikle tanımlıyor:



1- Sets Direction

Effective Leader stratejiyi keşfeder. Fundamental olarak stratejileri organizasyonların anlayacağı şekilde oluşturur.



2- Initiate Staff


Liderler, yapılması gereken işler ve izlenmesi gereken yollar için önayak olurlar. Süreçleri başlatırlar. Direkt veya indirekt şekilde işlerin başlamasını ve/veya yoluna girmesini sağlarlar.
Unutmayın, iyi de olsa, kötü de olsa, başarılı da olsa başarısız da olsa lider liderdir!

3- Sustain Momentum

Liderler inandıkları şeye yapışırlar. Doğru olduğunu düşündükleri şeylere tutkuyla bağlıdırlar. Aynı şekilde çalışanların da, organizasyonun da bu doğrulara, yollara, stratejiilere, hedeflere bağlı olmasını sağlamalıdırlar. Aynı tutkuyu, isteği,hareketi ve proaktiviteye dönüşecek enerjiyi onların da içselleştirmesini sağlamalıdırlar ve bunu canlı ve sürdürülebilir tutmalıdırlar. Bunu isterler ve bu uğurda hareket etmelilerdir. Bazen bir felakete yol açabilir bu adanmışlık ancak en büyük başarılarda liderlerin bu özelliği önemli rol oynar.

4- Leading by example

Liderler kesinlikle örnek olmalıdırlar. Her konuda organizasyona iyi bir örnek olmak çok önemlidir. Yapılmasını istemediği aksiyonlardan kendisi de kaçınmalı, ulaşılmasını istediği ortak akıl felsefesine zararı dokunucak hareketlerden kaçınmalıdır. Arkasında onun her hareketini gören ve izleyen bir topluluk olduğunu aklından çıkarmamalıdır. Üstelik günümüzde organizasyonlar o kadar akıllıdır ki, kendilerinin iyi mi yoksa kötü bir örnekle mi lead edildiğini hemen anlarlar ve bu 3. kriterin uygulanmasını imkansız hale getirir.

5- Sustain Energy

Liderler süreçlerde enerjiyi ve pozitivizmi sürdürmek zorundadır. En kötü zamanlarda bile, organizasyon çok üretken olmayabilir, ancak işlerin bir şekilde ilerlemesini sağlamalıdır liderler.



Yazıyı çok uzatıp sizleri sıkmamak için burada kesiyorum. Ancak Ian Davis'in konuşmasından notlar 2. bölümle devam edecek.

Kesinlikle liderliğin eşsiz bir özetiydi Ian Davis'in konuşması. Umarım lider düşünenlere ilham verir ve hep akıl ceplerinde taşırlar.

2012 Londra Olimpiyatları'na danışman Deloitte




Deloitte İngiltere'de "Sports Business" alanındaki çalışmalarına tüm hızıyla devam ediyor.

Sporun da ciddi bir endüstri ve "business" olduğu gerçeği her geçen gün daha da ön plana çıkıyor.

Sporla hobisi olduğu için ilgilenenlerden zengin olanlar, boş vakti olanlar, yapacak veya yapması gereken daha iyi bir işi olmayanlar; hobilerinin devamı için sporu yönetmeye başlamışlardı.
Bir kartopu olan spor artık çığ oldu. İnsanlar sporla zevk için ilgileniyorlardı, ancak yeni dünyada insanlar bu zevklerini arttırmak veya sürdürülebilir tutmak için bu işe paralarını yatırmaya başladılar.

Eğer insanların paralarını yatırdığı bir organizasyonsanız. Bu iş hobi olmaktan çıkmış demektir. Geri dönüşü maddi olmayan "zevk, keyif, böbürlenme, vb." unsuru olan bir "yatırım aracı" haline gelen her türlü organizasyon yatırımcısını memnun etmek için profesyonel bir şekilde yönetilmek zo-run-da-dır.

Hemen küçük bir hesap yapalım. Bugün bir bireyin ayda ortalama 15-20 TL (or any currency) harcadığı bir ürün/hizmet düşünelim. Mesela Kola. Tüketici harcamasını yapar, çeşitli okazyonlarda içeceğini tüketir. Memnun olur. Bu küçük tüketim aksiyonunun ardında DEV bir organizasyon ve profesyonel bir yönetim vardır. Bugün aynı birey, takımına ortalama bağlılıkta bir taraftar, aynı ayda bir futbol maçına gitse (ortalama 30 TL) ve takımının ucuz bir ürününden alsa (ortalama 15 TL), toplamda 45 TL'lik bir harcama yapmış olur. Üstelik alacağı hizmetten memnun kalacağının garantisi yok. Neden? Çünkü bu alışverişin ardında diğerinde olduğu gibi DEV bir organizasyon ve profesyonel bir yönetim yok.

Neyse. Bu yazımda bu konuyu çok uzatmayacağım ama profesyonel spor organizasyonu yönetiminin temelindeki felsefe yukarıdaki karşılaştırmadır günümüzde.

Bu yazının konusuna döndüğümüzde; Deloitte UK, Londra'da 2012 yılında düzenlenecek Olimpiyat ve Paralimpik Oyunları'nın organizasyonu için Londra Olimpiyat Komitesi'ne (LOCOG) danışmanlık verecek.

Farklı projeleri kapsayan bu danışmanlık hizmeti, dünyanın birçok ülkesinden farklı olarak bünyesinde "Sports Business Group" barındıran UK Deloitte'ın spor alanındaki en büyük ve kompleks işi olacak gibi.

Deloitte 2007 yılının sonunda LOCOG tarafından "resmi profesyonel servis sağlayıcı" olarak seçildi. Buradaki "servis sağlayıcı" ibaresi bazılarınca yanlış anlaşılmasın. Servisten kasıt "danışmanlık" peki neden? İlgili web sayfasında "çünkü" şöyle açıklanıyor;

"..to build a world class organisation to stage a memorable Games and leave a lasting economic, sporting and social legacy. " Bold ile yazdığım yerlere dikkat..

"Legacy" kelimesinin "Sustainable"'a çevrilmesi zor olmasa gerek...

Detaylı bilgileri: http://www.deloittelondon2012.co.uk/ sayfasından bulabilirsiniz..

Google'ın geleceği, insanlığın geleceği mi olacak?


"Google; sokağınızda, telefonunuzda ve DNA'nızda bir imparatorluk inşaa ediyor"

Aşağı yukarı 3 ayda bir şapkamızı (o yoksa bilgisayarımızı) önümüze koyup bir düşünmek gerekiyor. Tabii boş boş düşünmek değil, Google'ı düşünmek. Çünkü geleceğinizi şekillendiriyor olabilir.

Ülkemizin çoğu internetsever insanı için "Gugıl" (ve bilimum farklı telaffuzu) sadece kutucuğuna öğrenmek istediğiniz şeyi yazdığınız ve size cevaplar getiren bir servis olabilir.

Daha az sayıdakiler için (diğer servislerden haberder olanlar) ise vazgeçilmez bir bilgi kaynağı, mail platformu, iletişim aracı, blog sponsoru, yol kılavuzu vs.

Ancak bir kaç bin feet daha yükselip Google'a yukardan bakmayı, hatta daha da yükselip Google'ın nereden gelip nereye gittiğini görmeye çalışırsak. Resmi farklı şekilde algılayacağımızdan eminim.

Sizi yerden biraz yükselterek Google hakkında daha fazla düşünmenizi sağlayacak güzel bir video aşağıdaki. Daha fazla bilgi edindikçe bu blogda Google'la ilgili çok analizler hikayeler yazacağım.

Sizi, videoda da geçen, Google CEO'su Eric Schmidt'in geçen haftalarda söylediği özlü bir sözle selamlıyorum.

"Eğer bir başkasının bilmesini istemeyeceğiniz bir şeyiniz varsa, belki artık bu şeyi yapmamanız gerekiyor"

Haksız sayılmaz ama henüz ahlak dersi vermeye başlamamakta fayda var diye düşünüyorum.

"Google Holy Bible"'a hazır olmalıyız belkide.

THE BEAST FILE: GOOGLE from Hungry Beast on Vimeo.